İsviçre’de Federal Konsey ve parlamento çoğunluğunun yerli savunma sanayisini güçlendirmek amacıyla “Savaş Malzemeleri Yasası”nda yapmak istediği esneklik, itirazlar üzerine 29 Kasım’da referanduma sunuluyor. Mevcut yasalara göre İsviçreli şirketler; silahlı çatışma içinde olan, insan haklarını sistematik olarak ihlal eden veya silahları kendi halkına karşı kullanma riski bulunan ülkelere silah satamıyor. Ancak oylanacak yeni tasarıyla birlikte, belirli şartlar altında aralarında ABD, Almanya, İngiltere ve Japonya’nın da bulunduğu 36 “ortak ülkeye”, silahlı çatışma içinde olsalar dahi silah ihracatı yapılabilecek.
Yeniden İhracat Kuralı İstisnaya Dönüşüyor
Düzenlemenin en çok tartışılan maddelerinden biri de “yeniden ihracat” kısıtlamalarının esnetilmesi. Mevcut sistemde, İsviçre menşeli silahları alan ülkeler, bu silahları başka bir ülkeye devretmemeyi taahhüt etmek zorundaydı. Nitekim bu kural, İsviçre tanklarının Almanya üzerinden Ukrayna’ya gönderilmesini engellemişti. Yeni yasayla bu beyan bir kural olmaktan çıkıp sadece dış politika veya güvenlik gerektirdiğinde istenecek bir istisnaya dönüşecek. Ayrıca Federal Konsey, “olağanüstü hallerde” İsviçre’nin çıkarlarını korumak adına tüm kısıtlamaları aşarak özel ihracat izinleri verme yetkisine sahip olacak.
Siyasiler ve STK’lar Karşı Karşıya Geldi
Değişikliği destekleyen sağ partiler (SVP, FDP, Mitte) ile ekonomi ve askeri dernekler, mevcut katı kuralların İsviçre savunma sanayisini uluslararası rekabette dezavantajlı duruma düşürdüğünü savunuyor. Hükümet kanadı, güçlü bir sanayinin güçlü bir ordu için şart olduğunu ve kriz zamanlarında kendi ordusunu donatabilmek için ihracatın gerekli olduğunu vurguluyor.
Buna karşılık Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Af Örgütü gibi 28 farklı kuruluştan oluşan “Hayır” cephesi ise bu adımın İsviçre’nin tarafsızlığına ve insani geleneğine zarar vereceğini belirtiyor. Muhalifler, Ukrayna’ya yardım bahanesiyle başlatılan bu sürecin sadece silah sanayisinin ekonomik çıkarlarına hizmet ettiğini, silahların insan haklarını ihlal eden rejimlerin veya terör örgütlerinin eline geçme riskinin artacağını savunuyor.


